LUCIA SENDROMU*


            LUCIA SENDROMU*

                                                                                                         Erol SANBURKAN

           
Yirminci yüzyılın en başarılı yazarlarından birisi olarak gösterilen İrlandalı yazar James Joyce’un ikinci çocuğu idi Lucia. 26 Temmuz 1907’de, o zamanlar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun sınırları içindeki Trieste’de dünyaya gözlerini açan Lucia, babasının ilham perisiydi. James Joyce’un, ünlü eseri Finnegans Wake’i kızından esinlenerek yazdığı da bilinir. (Joyce kitabında 18. yüzyıl İtalyan düşünürü Giambattista Vico’nun ‘döngüsel tarih kuramı’nı temel alır. Bu kuramı kanıtlamak amacıyla, kitap son sayfada yarıda bırakılmış bir cümlenin sonuyla başlar. Düş içinde binlerce düşe yer verilir, çeşitli diller iç içe geçirilir. Örneğin, Anna Livia’nın saçları Lehçe wlosy (saç) ve İngilizcede aynı anlama gelen hair sözcüklerinin yan yana getirilmesiyle oluşturulan wlosyhair sözcüğüyle anlatılır; gene aynı kitapta geçen a bad of wind tamlaması Farsça bâd (rüzgâr) ve İngilizcede aynı anlama gelen wind sözcüklerinden oluşur.  www.turkedebiyati.org/james-joyce.html )

  Joyce Ailesi’nin bireyleri arasındaki ilişkiler hayli ilginçtir: Lucia’dan 2 yaş büyük olan evin müzisyen oğlu Giorgio, anne Nora’dan müthiş bir ilgi görürken evin kızı Lucia anneden uzaklaşıp baba James’a yaklaşmıştır. Baba sevgisi ve himayesi ile büyür Lucia. 10 yaşına kadar Trieste’de yaşadığından İtalyanca’yı baskın dili olarak geliştirir. Ama evde İngilizce, Almanca ve Fransızca da konuşulmaktadır. Bu ‘çok dilli ortam’da bir ‘dilsel oyun’ oynanmaktadır baba ile kızı arasında: Kendi aralarında bu dört dili harmanlayarak özel bir dil geliştirirler. Bu özel dil, bu karma dil, örneği yukarıda görüldüğü gibi, James Joyce’un eserlerinde de açık bir şekilde karşımıza çıkar ve yazar muhteşem üslȗbuyla adını dünya edebiyatına altın harflerle yazdırabilmiştir. Ama evin kızı Lucia babası kadar şanslı ve bilinçli değildir. Baba Joyce oluşturmaya çalıştığı özgün dil ve özgün üslȗp için aslında kızını ‘denek’ yapmış, onu bir laboratuvar nesnesi gibi değerlendirmiştir. (Fark etmişsinizdir; ‘kullanmıştır’ demeye dilimiz varmıyor. Çünkü bu oyunun, bu bilinçli biçem denemesinin çok zeki olduğuna inandığı kızı üzerinde yıkıcı bir etki yapabileceği düşüncesi aklının ucundan dahi geçmez James Joyce’un.) Oysa, gerçekte bu iç içe geçirilen çeşitli diller, iç içe geçirilen kimlikler demektir ve Lucia’nın duygularındaki karmaşıklığın da ana nedeni budur. En acısı da, aslen dil öğretmeni olan böylesine büyük bir yazarın, kendi kızı üzerindeki bu ağır dilsel tahribatının farkında olmayışıdır. Kızının ‘çok dilli’ yetişmesini arzulayan ve bu yüzden de dört dili karışık bir şekilde kullanan bu büyük yazar, farkında olmadan, kızının yaşamını mahvetmiştir. (Babasının değil de annesinin gözbebeği olan Giorgio’nun, babasıyla  çok sınırlı iletişim kurduğu için, yani babayla kızı arasındaki bu dilsel oyuna dahil edilmediği için paçayı kurtardığı da bu şekilde kolayca anlaşılır.) Böylece Lucia’nın davranış ve kişilik bozuklukları çocuk yaşlarda ortaya çıkmaya başlar. James Joyce 1922 yılında en önemli eseri Ulysses yayımlandıktan sonra göklere çıkarılır. Eve gelen tebrik telefonlarına kızıp, hattı kesen 15 yaşındaki Lucia bu davranışını müthiş bir gerekçeyle açıklar: “Asıl sanatçı benim!” Modern dans eğitimi alan ve profesyonel dansçı olmak isteyen Lucia ağır çalışma (prova) koşullarını ve stresi kaldıramaz, dansı bırakmak zorunda kalır. 12 yaşından, yani ergenliğe adım attığı zamanlardan itibaren ruhsal dengesi bozulan, 27 yaşına kadar 20’den fazla doktora görünen Lucia kendisini bir türlü toparlayamaz ve yaşamının sonraki dönemini akıl hastanelerinde geçirir.  Babasına göre ‘deha’, başkalarına göre ‘deli’ olan Lucia ne annesi Nora’yla olan kötü ilişkisi sebebiyle ne de dedesi yaşındaki Samuel Beckett’e karşı beslediği platonik aşktan dolayı aklî dengesini yitirmiştir. İşin aslı çok daha trajiktir ve çok büyük oranda kızcağızın dil gelişimi ile ilgilidir: Dünyaya gözünü göçmen bir ailenin çocuğu olarak açan Lucia İtalyanca, İngilizce, Almanca ve Fransızca gibi 4 dilin kullanıldığı ‘çok dilli bir ortamda’ bu dillerden hiçbirini ‘anadil’ olarak geliştirememiş, kendini herhangi bir dilin güven ve sevgi evreni içinde bulamadığından ciddi bir ‘aidiyet’ sorunu yaşamış, çok korkunç ve karmaşık bir ‘kişilik-kimlik bunalımı’ içerisine girmiş ve ne yazık ki kendisi de dil öğretmeni olan babasının ve çevre koşullarının kurbanı olmuştur. (Lucia’nin aklî dengesini yitirmesinin temel nedeni kanımızca budur. Ne ilginçtir ki, James Joyce üzerinde çalışan, onun biyografilerini yazan yüzlerce araştırmacıdan, bilim insanından hiçbirisi bu gerçeği teslim ve tesbit edememiştir. Joyce üzerine çalışanların, dilbilimcilerin,  edebiyat araştırmacılarının konuya bir de bu açıdan yaklaşmaları çok yararlı olacaktır.)

Sözün özü: Modern çağda Lucia Sendromu maalesef çokdilli ortamlarda göçmen-azınlık çocuklarının karşı karşıya kaldıkları çok önemli bir ‘psiko-lenguistik sendrom, ruhsal-dilsel rahatsızlık’tır. Savımı yineliyorum: Çok dilli ortamlarda kendi ev dilini ‘anadil’ düzeyine getiremeyen azınlık gruplara mensup çocuklar, yerli halkın dilini de (resmi dili, ülke dilini, okul dilini) anadil olarak geliştirebilme olanağından mahrum kaldıkları zaman her iki dilde de yetersiz, iki dilde de yarım, yani ‘iki tane ikinci dili olan, ama bir anadili olmayan’ kişiler olarak korkunç bir travma yaşıyorlar ve bu durum onların bütün yaşamını mahvetmeye yetiyor. Yaşadıkları ülkelerde şu veya bu ortamda patır patır dökülüyor bu çocuklar; ‘kaybedenler’den oluyorlar.

Özcesi: Yukarıda da vurguladığımız gibi “Herkesin bir anadili vardır” biçimindeki görüş geleneksel dilbilime özgü görüştür ve doğru değildir. Yani herkesin bir anadili yoktur. Bu çok büyük bir sorundur. ‘.Anadili olmamak’ demek ‘bilim yapamamak’ demektir. Azınlık gruplara mensup çocukların (bir örnek olması hasebiyle Avrupa ülkelerindeki Türk çocuklarının) eğitimde geri kalmışlıklarının en büyük sebebi budur. Batı Avrupa ülkelerinde bir anadili olmayan, ama iki tane ikinci dili olan, bunların yanında da değişik yabancı dilleri öğrenmek zorunda bırakılan, herhangi bir dili anadil olarak geliştiremedikleri için de bir aidiyet geliştiremeyen,  kimlik ve kişilik bozuklukları yaşayan, bu durumun doğal bir sonucu olarak da suç işleyen gençler aslında yanlış politikaların kurbanlarıdırlar. Fransa’nın altını üstüne getiren (Cezayir, Tunus, Fas kökenli göçmen gruplara mensup) gençler de, Utrecht’i bir dönem yaşanmaz kent haline getirenler de (ki bunlar da Hollanda’da doğmuş büyümüş Fas kökenli Hollandalı çocuklardır) Lucia Sendromu yaşayan bu kimliksiz, kayıp gençlerdir. Gidin bakın ne Arapça’ya vâkıftır bu gençler ne de Fransızca’ya ya da Hollandaca’ya. Bu yüzden önerimiz şudur: Biz Hollanda’da azınlık çocuklarını kazanmak istiyorsak onların ev dillerini, annelerinin dillerini anadil, temel dil konumuna ulaştırmalarına yardım edelim; bunu sağlamak için de anadil derslerine (Türkçe, Arapça …) temel eğitimde ve orta eğitimde yeniden yer verelim. Bu temel üzerine inşa edilecek resmî dil, yani Hollandaca ‘okul dili, eğitim-bilim dili’ de olduğundan kısa sürede ‘baskın dil’ konumuna ulaşacak, böylece çocuk tam anlamıyla ‘iki dilli’ olacaktır. Dünyanın hızla küçüldüğü bir çağda çok dilli, sağlıklı bireyler yetiştirmek varken, politik kaygılarla anlamsız yasaklar koyarak  uluslar arası düzeyde de Hollanda’yı (Almanya’yı, Fransa’yı, Belçika’yı …) yasakçı durumuna düşürmek bu ülkeye kötülük etmek demektir. Hollanda’da yerli halkla azınlık gruplara mensup insanlar arasında gönül köprülerini yeniden oluşturarak enerjimizi bu ülkenin refahı, güvenliği ve güçlü geleceği için harcamak gibi bir görev önümüzde durmaktadır. Bunu da ancak önyargılarımızı terk ederek, her alanda olduğu gibi ‘dil’ konusunda da bilimsel-demokratik tavır sergileyerek gerçekleştirebiliriz.

Lucia Sendromu şahsıma ait bir kavramdır. (Lucia Joyce’un yaşamıyla ilgili nefis bir yazı için

kaynak: Pelin Batu “James Joyce’un dansçı kızı”, Atlas Tarih sayı 42, 2016)


(Bu yazı “Prof. Dr. Alemdar Yalçın’a Armağan” kitabında yer alan “Batı Avrupa’da Anadilsiz Çocuklar” başlıklı makalenin son bölümüdür.)

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer